Haftanın Yorumu

Herkesin Yaşam Hakkının Korunmasında Bireysel Silahsızlanma Temel İlkedir


Umut Vakfı; hak ve sorumluluklarını bilen, talep eden ve uygulayan yurttaşlar olarak, insan onuruna yakışan hayatlar sürdürmek, şiddetsiz ve barış kültürünün egemen olduğu bir dünyayı çocuklarımıza miras bırakmak için; hukukun üstünlüğü, barış ve uzlaşma, yurttaşlık bilinci, şiddet ve bireysel silahsızlanma için çalışmak ve kamuoyu oluşturmak, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapmayı temel ilke olarak kabul eder.
 
Geleceğimizin teminatı gençlerimizin hukukun üstünlüğüne, laik demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine inanan, adalete güvenen, anlaşmazlıklarını uzlaşmayla ve barışçıl yollarla çözümleyen, yurttaş olma bilincini ve sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunmayı görev sayar.
 
Şiddetsiz bir toplum için bireysel silahlanmanın tehlikelerine dikkat çekerek çözüm önerileri geliştirmek ve uygulanması konusunda bilinç ve baskı oluşturmak için Umut Vakfı olarak “yaşam hakkı”nın korunması amacıyla “sürdürülebilir bireysel silahsızlanma” ve “yaşam hakkının güvence altına alınması” en önemli önceliklerimizdir.
 
Bu nedenlerle silahlanmanın önünü açan, silah ruhsatı alınmasını kolaylaştıran, özendiren tüm görüş ve düşüncelerin açıklanmasının önlenmesi herkesin görevidir.

Devlet herkesin yaşam hakkını korur, korumalıdır. Bireylerin kendilerinin yaşam hakkını koruması veya nefsi müdafaa gibi nedenlerle bireysel silahlanmanın teşvik edilmesi çok tehlikelidir ve önlenmelidir. 
 

Forum

Darbe, Demokrasi, Ohal


Fikret İLKİZ
 
15 Temmuz 2016’da başlayan “askeri darbe kalkışması”  16 Temmuz 2016 sabahı püskürtüldü, “demokrasi kazandı”. 21 Temmuz 2016 tarihi itibariyle ülke genelinde üç ay süreyle OHAL ilan edildi.
 
Askeri darbe kalkışması, püskürtülmesi, demokrasinin kazanması, olağanüstü hal ilanı…
 
Milli Güvenlik Kurulu’nun 20 Temmuz 2016’da aldığı tavsiye kararını göz önünde bulunduran Bakanlar Kurulu aynı gün yaptığı toplantısında 2016/9064 sayılı kararıyla 21 Temmuz 2017 tarihinden itibaren doksan gün süreyle ülke genelinde Olağanüstü Hal ilan etti. Karar 21 Temmuz 2017 tarihli 2977 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu karar Anayasa’nın 120’nci ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 3. Maddesinin (b) bendine göre alındı. Yani “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde” OHAL ilan edilebilir. Anayasa Madde 120’deki bu düzenleme 25.10.1983 kabul tarihli Olağanüstü Hal Kanunu’nun 3. Maddesinin (b) bendi düzenlemesi olarak Kanuna aynen aktarılmıştır. OHAL Kanununa göre; Anayasa madde 120’deki gibi bir durum ortaya çıkarsa Milli Güvenlik Kurulunun görüşünün alınmasından sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edilebilir. Bu karar Resmi Gazetede yayımlanır ve TBMM’nin onayına sunulur.
 
detay

Okuyun

Durum


Durum çok yönlü.
 
Önce Cumhuriyet’imizde böylesinin olmadığını belirtmeliyiz.27 Mayıs 1960 ‘da Ordu içinde oluşan bir cunta darbe yaptı. Sadece 3 kişi kaza kurşunuyla öldü. Kimseye ateş açılmadı, bombalanan bina olmadı. Yani kötü iş başarılı ve kansız yapıldı.
 
1963 yılında 28 Şubat ve 21 Mayısta Albay Talat Aydemir iki kez darbe girişiminde bulundu. İkisinde de kan dökülmedi. Aydemir ikincisinde bedelini asılarak ödedi.
 
12 Eylül 1980’de TSK bütünüyle darbe yaptı, darbeden sonra akıl almaz zulümler yapıldı. Ama darbe sırasında kan akmadı.Peki bu 15 Temmuz kalkışmasını yapanların yaptıkları da neyin nesi? Polislerin, sivillerin öldürülmesi buyruğunu verenler buna uyanlar akıllarını ve vicdanlarını nerede yitirdiler?
 
Darbecilerin bu durumu başarılı olurlarsa neler olacağını da ortaya koyuyor.
 
Darbe’yi planlayanların zeka düzeylerinin düşüklüğü de ayrı bir konu… Bunu, Ergenekon, Balyoz ve benzeri kumpas davalarla seçkin subayların Ordu dışı kalmaları yüzünden meydanın bunlara kalmasına bağlayanlara katılıyorum.
Kalkışmacılar FETÖ ise sorularda gündeme geliyor.
 
İşin bir başka yanı “küçük bir grubun” yaptığı söylenilen bu kalkışmayı TSK ve Güvenlik Güçleri neden önleyemedi de halk alanlara, havaalanlarına çağrıldı.
 
Bu durumda “Ülkeyi bu duruma getiren kim” sorusunu sormaktan geri dönülmemelidir.
 

VakfımızıDestekleyenler