Bugün Gazetesi Kaan Özbek Röportaj

19 Temmuz 2006
 
Nazire Dedeman
Umut Vakfı Kurucu Başkanı

 
1- Sayın Dedeman, Umut vakfı nasıl doğdu? Bize fikrin ve vakfın kuruluş sürecini anlatabilir misiniz. Bu uzun ve zorlu mücadele nasıl başladı?
Umut Vakfı 1993 yılında Dedeman ve Önal aileleri tarafından kuruldu. Aslen çalışmalarımıza “Ortadoğu’da Barış Süreci” konulu konferanslar dizisiyle 1992 yılında başlamıştık.
 
Her ne kadar Bireysel Silahsızlanma üzerine kurulmuş bir vakıf olarak tanınıyorsak da aslen vakfımızın kuruluş amacımız geleceğin garantisi olan gençlerimizi hukukun üstünlüğünü benimsemiş, çevreye ve insanlığa duyarlı, uyuşmazlıkların çözümünde barışçıl yolları yeğleyen, yurttaş olma bilincine sahip demokratik bireyler olarak yetiştirmektir.
 
Bu amaç doğrultusunda toplumumuzdaki bireysel silahlanma sorunu hakkında çözüm üretmek, toplumu bilinçlendirmek öncelikli hedeflerimizden biridir. Bunun yanı sıra, hukukun üstünlüğüne inanan, toplumsal sorunlara duyarlı, hak ve sorumluluklarının farkında olan, gereğini yerine getiren bilinçli yurttaşların yetişmesine katkıda bulunmak konusunda 14 yıldan fazla süredir çalışmalar yürütüyoruz.
 
2- İsminiz büyük bir holdingle birlikte anılıyor. Toplumun her hangi bir kesiminden olumlu ya da olumsuz aldığınız tepkiler nelerdi?
Her ne kadar Türkiye’nin önde gelen holdinglerinin birinin istişare kurulu başkanı olsam da, Umut Vakfı ile iş yaşamımı birbirine paralel olarak sürdürmekteyim.  Bu nedenle, Holding bünyesinde Umut Vakfı’nın amaçları doğrultusunda hareket etmeye özellikle dikkat ediyoruz. Duruşumuz çok net ve tutarlı olduğu için olumsuz bir tepki bugüne kadar kimseden gelmedi.
 
3- Vakfı kuralı sanırım 13 yıl oldu. 13 yılda Türkiye’de bireysel silahsızlanmayla ilgili neler değişti?
Umut Vakfı bu konuyla ilgili çalışmaya başladığında “bireysel silahlanma” diye bir kavramın varlığı bile söz konusu değildi. Bugün “bireysel silahlanma” bir kavram haline geldi ve toplumumuzun önemli bir sorunu olduğu kabul edildi. Yalnızca bu gelişme bile çok önemlidir.
 
Türkiye’de bugüne kadar bireysel silahlar hakkında konuşulmuyor, veriler kamuoyuna açıklanmıyordu. Bu konu neredeyse bir tabuydu. Ancak, Umut Vakfı’nın 13 yıldır yaptığı çalışmalar neticesinde bireysel silahlanmanın bir sorun olarak kabul edildiğini ve tartışıldığını görmek sevindirici…
 
Bugün Türkiye’de bireysel silahlanmayla mücadele etme konusunda bir kamuoyu oluşmuş ve siyasilerimiz de bu sorunun ciddiyetinin farkına varmışlardır. Umut Vakfı’nın bireysel silahsızlanma konusunda başlattığı bu çalışmaların topluma yayılması ve kabul görmesi umut verici ve önemli bir gelişmedir.
 
Ama Türkiye’de son 13 yıldır çok şey değişmesine rağmen 1954 yılında o günün şartlarına uygun olarak yapılmış olan Ateşli Silahlar Kanunu ne yazık ki halen değişmedi. Toplumda ekonomiye bağlı olarak giderek artan şiddet olayları ve silahlı şiddet filmleri ve hatta silahlı çizgi film kahramanlarıyla bunların oyuncakları bireysel silahlanmayı tırmandırdı. Özellikle 1985 yılından sonra siyasi politikalar nedeniyle silah ruhsatı dağıtımı hızlandı ve terörün de etkisiyle bireysel silahlanma büyük bir ivmeyle tırmandı.
 
Ama Umut Vakfı’nın çalışmaları sayesinde silahın söz konusu olduğu şiddet olayları ve cinayetler artık “başkasının acısı” olarak görülmekten vazgeçildi.  Artık daha büyük bir kesim bireysel silahlanmanın toplumsal bir sorun olduğunu kabul etti ve can güvenliğinin devlet tarafından korunmasını talep eder hale geldi. Artık sağda solda ateşlenen tabancalardan çıkan kurşunlara ‘Bireysel Silah Terörü’ damgası vuruldu ve bunlar toplum vicdanında ayıplanır hale geldi.
 
Ayrıca özelikle yeni nesil anne-babalar, çocuklarının şiddetten uzak bir dünyada yaşamaları için ellerinden geleni yapıyor. Bir çoğu çocuğuna hediye olarak şiddet içerikli oyuncaklar almadığı gibi, bir çok aile elindeki bu oyuncakları imha edilmek üzere Vakfımıza veriyor.
 
4- Hangi hükümetlerden ve siyasetçilerden konuyla ilgili destek aldınız?
Sayın Başbakan, Diyarbakır gezisi sırasında Bireysel silahlanma kavramını, Türkiye’nin sorunlarından biri olarak ifade etmiş ve bu konuda duyarlılığını göstermiştir.  CHP Kırklareli Milletvekili Sayın Mehmet Kesimoğlu ise, içkili yerlere silahla girilmesinin yasaklanmasına dair bir öneri hazırlamışlar ve içişleri komisyonuna sunmuşlardır. Ayrıca çalışmalarımızı sürdürdüğümüz süre içerisinde özellikle yerel yönetimlerin desteklerini aldık. Bugüne kadar İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi, Şişli Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi, Düzce Valiliği, Alanya Kaymakamlığı, Şanlıurfa Valiliği ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Viranşehir Kaymakamlığı gibi yerel yönetimlerle çalıştık.
 
5- İnsanlar niçin silah taşımak ister? Türkiye Cumhuriyeti’nde insanların güvenlik sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?
Türkiye’de Bireysel silahlanmanın sebepleri olarak;  itibar, güç, güvensizlik, iletişim eksikliği, geri kalmışlık, korku ve kaygı, yanlış eğitim ve moda sebep olarak gösterilebilir. 
 
Bapam (Bakırköy Psikiyatri Tedavi ve Araştırma Merkezi)’nin bir araştırmasına göre ; Türkiye’de silah ruhsatı için başvuranların  %35’i “iş riski”, 
%23,6’sı “evde bulunsun”, 
%16,7’si “merak – hobi”, 
%12,7’si “avcılık – atıcılık”, 
%6,8’i “meslek gereği” ve
 %5,5’i “hatıra”yı neden olarak göstermişler
 
Uzmanlar, Türkiye’de yaklaşık her dört evden birinde silah bulunduğunu belirtiyorlar. Bütün bu veriler ise sorunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
 
6- Peki silah taşıma konusunda olumsuz anlamda medyanın bir suçu var mı?
Evet, özellikle görsel medyada yer alan, çocuklara yönelik şiddet içerikli programların yayından kaldırılması gerektiği fikrindeyim. Aslında yalnızca çocuklara yönelik olanlar değil, şiddet araçlarının ve sahnelerinin bolca kullanıldığı, bugünlerde moda olan dizilerin de denetlenmesi gerekiyor. Reklâm verenlerin, şiddet içerikli yayınlara reklâm vermeme doğrultusunda aldıkları ilke kararını Vakıf olarak destekliyoruz.
 
Televizyonda şiddet görüntülerinin en fazla yer aldığı programlardan biri de haberlerdir. Haberci, haber değeri olan bir şiddet haberini elbette kullanacaktır. Fakat bu haberlerde şiddet görüntülerinin kontrollü olarak verilmesi, mümkünse sosyal psikologlardan danışmanlık alınmalısı gerektiğine inanıyorum. Türk toplumunda nüfusun büyük çoğunluğunun genç olduğu düşünülürse, bu konunun ne kadar önemli olduğu kabul edilecektir.
 
Yazılı medya ise bu tarz silahlı şiddet olaylarını toplumda bilinç oluşturmak adına muhakkak konu etmelidir ama haberin veriliş tarzı çok önemlidir. Medya şiddeti sıradanlaştırmamalı fakat yurttaşı korkutup bireysel olarak silahlanmalarına da zemin hazırlamamalıdır. Örneğin ‘namusunu temizledi’ başlığıyla verilen bir haber suçluyu haklı göstermektedir. Ruhsatsız bir tabancanın dahil olduğu olayda ‘kazayla arkadaşını vurdu’ şeklinde bir başlık atılması da toplum vicdanında suçu hafifletir niteliktedir. Medya bu konuda çok titiz davranmalıdır.
 
Tabii, gözden kaçırılmaması gereken bir diğer önemli araç ise savaşın, dövüşmenin, vahşetin sınırının olmadığı bilgisayar oyunları. Bu oyunların piyasadan kaldırılması ve ebeveynlerin kontrolünde gençlerin kullanımına verilmesi çok önemli. Bugün okullarda yaşanan şiddet olaylarının önemli bir bölümünün bu bilgisayar kaynaklı şiddet olduğuna inanıyorum. Çocukların çoğu, arkadaşlarının da başına tıpkı bilgisayar oyununda olduğu gibi bir şey gelmeyeceğini sanıyor.
 
7- Yapılan çalışmalara rağmen halen insanlar ateşli ya da ateşsiz silahlar sonucu ya yaralanıyor ya da öldürülüyor. Sayılarla cevaplayacak olursanız örneğin son 5 yılda vaka sayısında artış ya da gözle görülür bir azalma mevcut mudur?
Ülkemizde ateşli silahlarla ölüm ve yaralama olayları sürekli ve sıklıkla yaşanıyor. Son dönemde arka arkaya yaşanan talihsiz ve acı olaylar bu sorunu bir kez daha toplumun gündemine getirdi. Uluslar arası verilere göre dünyada yılda ortalama 300 bin kişi savaşlarda hayatını kaybederken; barışın hüküm sürdüğü bölgelerde ateşli silahlarla yaşanan cinayetler, kazalar ve intiharlarla yılda ortalama 200 bin kişi hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise bu rakam yılda ortalama 3 bin kişidir. 
 
Artış, özellikle kadınların ateşli silahlarla işledikleri intihar ve cinayet vakalarında var. Eskiden ölüm orijini incelemelerinde “silahla intihar etmiş kadın öldürülmüş kadındır” denirken, bugün artık bu durumun intihar olma olasılığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Ayrıca gene kadınların silahla işledikleri suçlara bakarsak çoğu adam öldürme suçunu artık silahla işler hale gelmiş durumdadır.
 
8- Sayın Dedeman, öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz ve son olarak şunu sormak istiyoruz. Vakfın ismi Umut vakfı; bireysel silahsızlanma konusunda geleceğe dair umutlu musunuz?
Umut Vakfı, günümüzde profesyonel bir kadroyla yönetilen tamamen kurumsallaşmış örnek bir sivil toplum kuruluşudur. Amacı doğrultusunda toplum menfaatine çalışmaktadır. Mütevelli Heyeti, vakfı uluslararası platformlara taşıyıp, temsil edecek nitelikte kanaat önderlerinden oluşmaktadır. Birleşmiş Milletler’e Danışman Statüsü sahibidir. Her türlü etkinliğinde bilimsellikten asla uzaklaşmaz ve paylaştığı bilgiler güvenilirdir. Bu nedenle toplumda kamu denetçisi olarak algılanmakta ve muhakkak görüşü sorulmaktadır. Ayrıca bireysel silahsızlanma kavramı Umut Vakfı tarafından tanımlanmış ve kabul görmüştür, yurttaşlar bireysel silahlanmanın toplumsal bir sorun olduğunun bilincine varmışlardır ve yasa yapıcı artık bu problemi konuşur, irdeler haldedir, en önemlisi silah lobisi artık bizden rahatsız olmaya başlamıştır –bu muhalefetimizi doğru zemine oturttuğumuz ve etkin olduğumuz anlamına gelir. Kısaca yıllardır geleneğimiz diye reklâm edilen silah günümüzde tartışılır hale gelmiştir.
 
Tüm bunlara baktığımız zaman, gelecekten, Umutlu olduğumuzu söyleyebilirim… Her zaman söylediğimiz gibi, Umut Dolu Yarınlara…