Fevziye Mektepleri Vakfı Özel Ayazağa Işık İlköğretim Okulu

20 Nisan 2006
 
Nazire Dedeman
Umut Vakfı Kurucu Başkanı
Konuşma Metni

 
Merhaba,
 
Sözlerime başlarken, bana Ayazağa Işık İlköğretim Okulu’nda konuşma fırsatı tanıyan Sayın eğitimcilerimize teşekkür ediyorum. Ve bu konuşmayı dinlemek üzere burada toplanan siz sevgili öğrencilerimize de merhaba diyorum.
 
Okulumuz Müdüresi Sayın Faika Topal’ın az önce belirttiği gibi ben, Umut Onurlu Önderler Yetiştirme Vakfı, yani kısaca Umut Vakfı Kurucu Başkanıyım. Bugün, burada sizlerle birlikte, sivil toplum kuruluşlarını, bu kuruluşların demokratik hayatımızdaki yerini, Umut Vakfı’nın kuruluş öyküsünü ve bugüne kadar yaptığı faaliyetleri konuşacağız.
 
Demokratik toplumların gitgide vazgeçilmez bir unsuru haline gelen “Katılım”; yurttaşların sadece oy vermekle sınırlı kalmadan, devletin yasama ve yönetme faaliyetlerine her seviyede katılması ve kendi fikirlerini belirtmesi anlamı taşımaktadır.
 
Ülkemizde demokratik katılım deyince aklımıza hemen partiler, onların gençlik ve kadın kolları gelmektedir. Ancak, bunların dışında yurttaşlar, fikir ve düşüncelerini bir yolla daha belirtebilmekte, bunun için de dernekler ve vakıflar oluşturmaktadır. İşte Sivil Toplum Kuruluşlarının çok kısaca tanımlanması gerekirse, yurttaşların fikir ve düşüncelerini belirtmek ve amaçları doğrultusunda kamuoyu oluşturmak için yasalar çerçevesinde kurdukları bu dernek ve vakıfları da anlamak lazımdır.
 
Devletin tüm yurtta eğitim, sağlık, güvenlik sağlayan kurumlarına kamu sektörü, süper marketler, oteller, madenciler gibi yatırımcılara da özel sektör dendiğini biliyorsunuz. Sanırım Sivil Toplum Kuruluşlarından Üçüncü Sektör diye bahsedildiği de bir çoğunuzun kulağına çalınmıştır. Özel Sektör ve Kamu Sektörü arasında yer alan Sivil Toplum Kuruluşları, özel sektörden aldıkları güç ve destekle, tüm topluma yararlı faaliyetlerde bulunurlar.
 
Gelişen dünya ile birlikte, özel sektör kuruluşları ve yurttaşlar devlete yardımcı olmanın gerekli olduğunu görmekte ve sahip oldukları “Sosyal Sorumluluk” duygusu ile artık sadece devletin kendileri için bir şeyler yapmasını beklemekten ziyade, kendileri devlet için bir şeyler yapmak istemekte, devletin çoğu kez gücünün tam anlamıyla yetmediği alanlarda, devlete yardımcı olmaya çalışmakta, ona yol göstermekte ve destek olmaktadır.
 
Vakıf ve Derneklerin kuruluş amaçları, topluma fayda sağlamaktır. Bu desteği eğitim, sağlık, çevre gibi, devletin gücünün tam yetmediği alanlarda yerine getirmeye özen gösterirler. Benim başkanlığını yürüttüğüm Umut Vakfı ise, hem eğitim hem de barışın hep sürmesi alanlarında, siz gençlerimize daha iyi ve mutlu bir dünya bırakabilmek için faaliyet göstermektedir.
 
Dernek veya Vakıf kurabilmek için 18 yaşını doldurmak ve kurucularının ortak bir amaçlarının olması gerekiyor. Derneklerin, vakıflardan en önemli farkı, üye kabul edebilmeleri. Vakıflar da ise, üye kabul etmek mümkün değil, ancak Kurucu mütevellilerin kararı ile danışman statüsünde katılımcılar ve gönüllüler kabul edilebiliyor. Vakıfların ikinci bir farkı da kazanç amacı gütmemeleri.
 
Biz de yukarıda belirttiğim bilgiler ışığında Türkiye’nin önde gelen Sivil Toplum Kuruluşlarından biri olan Umut Onurlu Önderler Yetiştirme Vakfını, 1993 yılında kurduk. Vakıf kurma nedenimiz, ailemizin kaybettiği dört evladımız olan Berna, Umut, Onur ve Önder’in isimlerini yaşatmak, anılarını daim kılmaktı. Kaybettiklerimizin anılarını yaşatmak için bir Vakıf kurmadan önce başka yollar da düşündük tabii…
 
İlk önce aklımıza gelen, kütüphane, okul, spor salonu gibi siz gençlerin faydalanabileceği tesisler oluşturmaktı. Bu fikrimizi hayata geçirdikten sonra “Nasıl tüm topluma daha fazla yararlı olabiliriz?” diye düşünürken, aklımıza bir Vakıf oluşturma fikri geldi. Bunun üzerine ailemiz toplanarak, değerli arkadaşlarımızın da katkılarıyla bir Vakıf kurmaya kararı verdik.
 
Babam Mehmet Kemal Dedeman, Annem Şahinur Dedeman, Kardeşim Murat Dedeman ve Şanver Dedeman, Kızlarım Özlem Önal ve Özben Önal Yüksel, Yeğenim Banu Dedeman ve aile dostumuz Prof. Dr. Mehmet Rüştü Gürkaynak ile Vakfın Mütevellilerini, yani genel kurul üyelerini oluşturduk.
 
2001 yılında Baba’mın aramızdan ayrılması üzerine diğer yeğenim Rıfat Dedeman, Mehmet Kemal Dedeman’ın halefi olarak aramıza katıldı. Birinin yerine gelen anlamını taşıyan halef, Vakıfların yönetici kadrolarının iş yoğunluğu gibi sebeplerle Vakfa zaman ayırmalarının mümkün olmaması halinde, Vakfın hep devam etmesi için kabul edilmiş bir uygulamadır. Ben de Vakıf çalışmalarına artık vakit ayıramaz hale geldiğimde, halefim benim yerime geçecek, Vakfı yönetecek. Sizleri burada halefimle de tanıştırmak istiyorum. Umut Vakfını benim kadar iyi yöneteceğinden emin olduğum torunum Damla ile tanışmanızı istiyorum. Okulunuzun 5-F öğrencisi Damla Soyuer… Damla’cım, kalkıp arkadaşlarına “merhaba” der misin, yavrum? ……….….
 
Teşekkür ederim…
 
Vakfı kurarken, aklımızda ki en önemli konu, Vakfın hangi tür faaliyetlerde bulunacağı, toplumun gelişmesi için neleri yerine getirmesi gerektiği idi. Kurucu mütevellilerle, yani Vakfı kuran arkadaşlarımla, oldukça uzun süren çalışmalarımız sonucunda Vakfımızın amacını saptadık.
 
Umut Vakfı amacı;
 
"Geleceğin teminatı olan gençlerimize Atatürk’ün izinde önderlik yapacak kişilik ve beceriler kazandırarak onları ülkemizin gelişmesine yardımcı ve insanlığa yararlı bireyler olarak yetiştirmek; 
Kişilere hukukun üstünlüğünü benimsetip uygulamasında katkıda bulunmalarını sağlamak; 
Önderimiz Atatürk’ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" anlayışından yola çıkarak, uyuşmazlıkların çözülmesinde barışçıl yolları seçmeyi yeğletmek; 
bu bağlamda uzlaşma ve (barışı sürdürme ve geliştirme) becerilerini bireylere öğretip benimsetmek..."
 
Amacımızı belirledikten sonra Vakfımızın senedini, yani bir anlamda Anayasası’nı oluşturup nasıl çalışacağımızı, toplantılarımızı nasıl yapacağımızı ve hangi konuları öncelikle ele alacağımız konularında kurallarımızı oluşturduk.
 
Hazırladığımız Vakıf senedinde, Vakfımızın bir Yönetim Kurulu tarafından temsil edilmesini, 5 kişiden oluşan bu Yönetim Kurulunun da Genel Kurula, yani Kurucu Mütevellilere karşı sorumlu olmasını ve Vakfın içinde herkesin demokratik bir biçimde karar alma sürecine katkıda bulunmasını öngördük. Ve ilk yönetim kurulumuzu seçtik. İki yılda bir seçtiğimiz Yönetim Kurulu’na, Kurucu Başkan olarak ben Başkanlık etmekteyim.  2005-2007 Yönetim Kurulumuz Av. Fikret İlkiz, Sibel Savacı, Banu Dedeman, Özben Önal Yüksel ve benden oluşmakta.
 
Sonra sıra Vakfımızın logosunu, yani sembolünü bulmaya gelmişti. Vakfımızın amacının, barışa kavuşmak yanında, barışı devamlı kılmak, en önemlisi barış içinde gelişmeyi sağlayıp, bu amaca yönelik önderler yetiştirmek olduğunu belirtmiştim. Vakfımızın logosunun Martı olmasına bu nedenle karar verdik.
 
Gençler bize martının, beyazın saflığının, masum olmanın, iyimserliğin simgesi, kendisi ile ve doğayla barışık olmanın özlemi olduğunu anlattılar.
 
Bunun yanında martı, iyi haberin, gelişmenin müjdecisiydi onlara göre. Bu da özgürlüğün, kendini gerçekleştirme, kendine güvenme coşkusunun simgesiydi.
 
Martı, özgür seçeneklerin sorumluluğunu taşımak, kendi geleceğinin mimarı olmak yanında, uyanışın, tekdüzelikten kurtuluşun, değişimin, barış ve beraberlik içerisinde gelişme başarısının heyecanıydı. En vurgulayıcısı, yuvasının, yurdunun, köklerinin çıkış ve dönüş noktası olduğunu bilerek sınırsızlığı yaşamanın, devingenliğin öncülüğünü yapmanın huzuruydu martı. Bu nedenle logomuzun martı olmasına, ve martının kaybettiğimiz evlatlarımızı simgelemesi için dört adet kullanılmasına oybirliği ile karar verdik.  Logomuz da belirlendikten sonra; amaçlarımıza ulaşabilmek için yapmamız gereken faaliyetlere sıra gelmişti.
 
Gerek toplumda, gerekse dünya üzerinde Barış devamlı kılınmadan hiç bir şey tam anlamıyla yapılamayacağı için, ilk dönem faaliyetlerimizi Barış ve Uzlaşma konularına ayırdık. Bu nedenle ilk bir kaç yıl boyunca barışı devamlı kılmak, en önemlisi barış içinde toplumsal gelişmeyi sağlamak amacıyla çeşitli toplantılar düzenledik.
 
Ülkelerin komşuluk ilişkilerini geliştirmeye yönelik bu çalışmalarda, ülkeler arası sorunların savaş yerine konuşularak, yani diplomasi ile çözülmesinin uyuşmazlık çözümünde etkin tek yol olduğunu ve sorunların ancak ve ancak bu yolla kalıcı olarak çözülebileceğini, komşu ülkelere göstermeyi amaçladık. Bu amaçlar doğrultusunda bir dizi Balkan ve Ortadoğu Barış Uzlaşma Bilimi ve Sanatı konulu konferanslar düzenledik.
 
Sonrasında ise, toplum içi barışın nasıl sağlanacağını düşünerek ülkemizde ki en büyük sorunlardan biri üzerinde yoğunlaşmaya karar verdik. Çatışma çözme ve şiddete karşı yapılabilecekler… Ve tabii bununla bağlantılı olarak bireysel silahsızlanma.
 
Sizin de bildiğiniz üzere ne yazık ki Türkiye’de bir çok kişi sorunlarını konuşarak çözmeye çalışmak yerine birbiriyle kavga etmeyi, başkalarına karşı güç kullanmayı yeğliyor. Bu da ister istemez bir takım acılara, konuşarak çözülebilecek sorunların iyice içinden çıkılmaz hal almasına neden oluyor. 
 
Bu nedenle, özellikle okullarda meydana gelen uyuşmazlıkların çözümü için Rehberlik öğretmenlerini arabuluculuk konusunda eğitmeyi düşündük. Sorunların her iki tarafın da kazanacağı biçimde, şiddete meydan vermeden çözülmesi anlamına gelen Arabuluculuk eğitimini almak için bir çok öğretmen seminerlerimize katıldı ve sonrasında kendi okullarında Arabuluculuk eğitimi vermeye başladılar.
 
Umut Vakfı olarak biz, bunların yanı sıra toplumda hukukun üstünlüğünü ve uzlaşmayı devamlı kılmak, hukuk dışı yollara başvurulmasını engellemek için neler yapılması gerektiğini düşündük. İlk başta siz gençlere yönelik bir İnsan Hakları Eğitimi programı da hazırladık.
 
Ülkemizde İnsan Hakları eğitimine gereken önemin verilmediğini gördüğümüzden, Vakıf eğitim danışmanımız Prof. Dr. İpek Gürkaynak başkanlığında oluşturulan bir kurulla, Yurttaş olmak için… adını taşıyan İnsan Hakları eğitimi öğrenci ve eğitici kitabını hazırladık. Oluşturmacı yöntemle hazırlanan bu kitabı kullanacak öğretmenleri eğitmek üzere eğiticilerimizi yetiştirdik. 30 kişilik bu çekirdek eğitici kadromuz bugüne kadar 2.000’den fazla öğretmen ve sivil toplum gönüllüsünü eğitti. Milli eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan kitabımız diğer sivil toplum kuruluşları tarafından da İnsan Hakları eğitiminde kullanılmaya başlandı. Bu olay, Sivil Toplum Kuruluşlarının bir arada çalışması açısından en önemli örneklerden biri…
 
ADALET,
BARIŞ, 
HUKUK KURALLARI, 
SORUMLULUK,
İŞBİRLİĞİ-İŞBÖLÜMÜ
ÇATIŞMA-UZLAŞMA
AİLE İÇİ DEMOKRASİ
KATILMA
ÇOCUĞUN AİLE İÇİNDE KORUNMASI
ANAYASA
EĞİTİM HAKKI ve ÇALIŞMA HAKKI
gibi İnsan hakları ve temel özgürlükler başta olmak üzere, bunların temelinde yatan kavramlar ve yurttaş olmanın gerekleri konusunda sizleri düşündürmek, kendi görüşlerinizi geliştirmeye özendirmek amacıyla kaleme alınan bu kitapların, yaratıcı, düş gücünü etkileyici, güler yüzlü, albenili, gencin seveceği ve okumak isteyeceği, ilgi ve anlama düzeyini yükseltici ögeler içermesine ve aynı zamanda ayakları yere basan, sistematik, gerçekçi ve güncel bir kitap olmasına çalıştık. Başka bir deyişle siz öğrencilerin öğrenirken eğlenmesine, bilginin oluşturulma sürecine katılmanıza ve edineceğiniz bilgilerin kalıcı olmasına dikkat ettik.
 
İnsan Hakları eğitim projemizin yanı sıra toplumda büyük bir sorun halini almış olan şiddet ve şiddetin en uç noktası olan bireysel silahlanmaya karşı bir takım faaliyetleri de barış dolu bir dünyaya daha çabuk ulaşabilmek için bünyemize dahil etmeye karar verdik.
 
Kişilerin fikirlerini konuşmak yerine güç kullanarak kabul ettirmeleri anlamı taşıyan şiddet, ne yazık ki artık her yerde karşımıza çıkabiliyor. Seyrettiğimiz televizyon programlarında, evde, işte, okulda… Şiddet yerine barışçıl uzlaşma yöntemlerinin benimsenmesi için kamuoyunun bilinçlendirilmesi gerektiğine karar verdik ve şiddetin en uç noktası olan silahlı şiddete karşı kamuoyu oluşturmak için bir takım etkinlikler düzenlemeye başladık...
 
Kamuoyunun yoğun katılımı ve desteğiyle gerçekleştirilen bu faaliyetlerimizin basında genişçe yer alması nedeni ile toplumdaki öncelikli imajımız “Bireysel Silahsızlanma” olarak ortaya çıktı. Bizim de amaçlarımıza paralel olan bu imaj doğrultusunda diğer faaliyet alanlarımızla birlikte çaba göstermeye devam etmekteyiz.
 
Bireysel Silahsızlanma konusunda her yıl ödüllü yarışmalar düzenlemekte, konu ile ilgili toplantılar yapmakta ve konunun önemine herkesin dikkatini çekmek için “Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü” adı altında bir etkinlikte bulunmaktayız.
 
Her yıl 28 Eylül, Bireysel Silahsızlanma Günü’nde gerçekleştirdiğimiz bu etkinliğin amacı, bireysel silah mağdurlarının, duyarlı kişilerin ve bireysel silahlanmaya karşı duranların, kırmızı halı üzerine bir çift ayakkabı bırakarak bireysel silahlanmayı protesto etmeleri… Ve bireysel silahlanma sonucu kaybettikleri yakınlarını bir kez daha anmaları…
 
Büyük katılımla gerçekleşen bu etkinlik ve 1993’den bu yana düzenlediğimiz konunun uzmanı psikolog, sosyolog, hukukçu, doktor, emniyet mensubu ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen bilimsel çalışmalarımız sonrasında, artık devlet yöneticileri “Bireysel Silahlanmanın” yol açtığı tehlikelerin ve bunun hepimiz için ne kadar büyük bir tehdit olduğunun ayırdına vardılar. Bu nedenle bazı kanunlarda değişiklik yapılması ve silah edinmenin zorlaştırılması gündeme geldi. 
 
Yaptığımız toplantıların ve diğer araştırmaların sonuçlarını konu ile ilgilenen diğer kişilere ulaştırabilmek için bunları kitap haline getirmeye karar verdik. Bu güne kadar konumuzla ilgili 8’i kitap olmak üzere toplam 11 yayınımız var.
 
KRİMİNOLOJİ
 
BİREYSEL SİLAHSIZLANMA
 
HUKUK DEVLETİNDE TERÖR VE ORGANİZE SUÇLA MÜCADELE
 
SİLAHIN ŞAKASI YOK YARIŞMASI KARİKATÜRLERİ
 
CEZA HUKUKU REFORMU
 
BARIŞ, UZLAŞAM BİLİM VE SANATINDA AVRUPA’DA KİM KİMDİR
 
Ve az önce değinmiş olduğum 
YURTTAŞ OLMAK İÇİN ÖĞRENCİ ve EĞİTİCİ KİTAPLARI
 
Her yıl “Bireysel Silahsızlanma: Yaşama Hak Tanıyın” konulu ödüllü yarışmalar yaptığımızdan da bahsetmiştim, gençler.
 
İlkini 1995 yılında düzenlediğimiz bu yarışmaların genel amacı, Türkiye’nin içinde bulunduğu bireysel silahlanma sorununa dikkat çekmek.
 
“Türkiye’de Bireysel Silahlanmanın Nedenleri” konulu bilimsel araştırma, inceleme yarışması sonrasında “Gençlerde Şiddet ve Silah” konulu liseler arası kompozisyon yarışması ve hemen ardından da "Silahın Şakası Yok" isimli karikatür yarışmasını düzenledik. 
 
Şimdi bu yarışmaya katılan ve derece alan karikatülerin bir kısmına bakalım, ne dersiniz, çocuklar?
 
 Beğendiniz mi sizler de? Bu karikatürlerden ders çıkarabiliyorsunuz değil mi?
 
“Bireysel Silahsızlanmada Medyanın Rolü” konulu haber yarışmasını takiben “Toplumumuzda Şiddet ve Silah” konulu haber ve fotoğraf yarışmasını, sonra da "Medyanın Barışa Katkısı” konulu makale yarışmasını gerçekleştirdik.
 
“Gençlik ve Silah” konulu film öyküsü ve kısa metrajlı film yarışmasının ardından “Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış” konulu heykel yarışmasını düzenledik.
 
2003 yılında “Bireysel Silahsızlanma: Yaşama Hak Tanıyın konulu” 1 dakikalık çizgi film yarışmasını düzenledik.
 
İsterseniz şimdi hep birlikte bu yarışmada birincilik ödülü alan “Kiuv” isimli filmi seyredelim.
 
Ne düşünüyorsunuz arkadaşlar? Beğendiniz mi filmi? En çok ne ilginizi çekti?
 
Duymuşsunuzdur belki, elinde çekiç olan çekiçleyecek yer arar derler. Burada da gördünüz, elinde tabanca olan, herkesi hedef olarak görüyor. Bizim Vakıf olarak amacımız, gerek oyuncak gerek sahici, kimsenin silahının olmaması ve insanların birbirine tehlike yaratmaması... Ayrıca şunu lütfen hep hatırlayın; Silah derken kastettiğimiz sadece tabanca, tüfek değil, bıçak, çakı, sopa gibi başkalarına zarar verebilecek, onların canını acıtabilecek her türlü alet de...
 
Biz birlikte çalıştığımız pedagogların da yardımı ile çocuklar için bir kampanya düzenledik. Çocukları Oyuncak Silahlardan Arındırma - ÇOSA adını taşıyan bu kampanya ile oyuncak silahını bize veren çocuklarımıza daha farklı oyuncaklar, fidanlar hediye ettik.
 
Yine aynı proje çerçevesinde 2004 yılında Tiyatro Art’ın sergilediği “Bizimle Oynar mısın?” adlı oyunla ilköğretim öğrencilerini silahsızlanma ve barış konusunda bilinçlendirmeye çalıştık. 227.000 kişi tarafından izlenen bu oyunla, sadece siz gençlere değil, anne-babalarınıza da yaptığımız faaliyetler hakkında bilgi verdik.
 
Şimdi isterseniz 1 dakikalık çizgi film yarışmasında ikincilik ödülü alan filmi seyredelim... Bakalım burada ne anlatılmak istenmiş?...
 
Beğendik mi bunu da? Ne düşündürüyor bize?
 
İnsanların güç için bir takım oyunlara alet olması ne üzücü değil mi? Tıpkı oltaya takılan balıklar gibiydiler. Hepsi mutlu mutlu oynuyorlarken birinin aç gözlülüğü ve yanlış davranması hepsinin düzenini bozdu, hepsini mutsuz etti...
 
Şimdi sıra son filmimizde çocuklar...
 
Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Herkesin silahı olan bir ülkede anlaşmazlıkların konuşarak çözümü mümkün değil değil mi, çocuklar? Filmdeki adam da işine giderken herkesin silahı olduğunu görünce Azraile dönüştü... Aman, siz siz olun tüm yaşamınız boyunca ülkemizdeki herkes için şiddete karşı çıkın ve bireysel silahsızlanmaya destek olun.
 
2004 yılında düzenlediğimiz Resim Yarışmasının ardından geçen yıl bir Beyin Fırtınası “reklam kampanyası” düzenledik. Yarışmamız bu sene de Belgesel film alanında olacak.
 
Seyrettiğiniz filmler, düzenlediğimiz paneller ve Çocukları Oyuncak Silahlardan Arındırma gibi etkinliklerimizle biz Umut Vakfı olarak özellikle siz gençlerin silahsız, barış dolu, şiddetten uzak bir dünyaya kavuşması için çaba gösteriyoruz. En büyük dileğimiz, sizin birbirine sevgi ve saygısı olan, başkalarının hakkını da kendi hakkıyla bir tutan, hukukun üstünlüğüne inanan ve bunun için çalışan yetişkinler olduğunuzu görmek...
 
“Bireysel Silahsızlanma” faaliyetleri ve yaptığımız diğer çalışmalarla Vakıf olarak aralarında Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları ödülü de olmak üzere bugüne kadar 31 ödül, plaket ve onur belgesi kazandık.
 
İşte bunlar, Umut Vakfı’nın yıllar boyu yaptığı çalışmalar neticesinde aldığı ödüller.
 
Umut Vakfı’nın gelir kaynaklarından size hiç bahsetmedim... Umut Vakfı gibi genelde çoğu Vakıf, bağışlarla ayakta durur. Umut Vakfı da etkinlikleri için ihtiyaç duyduğu parayı bağışlar yoluyla sağlamaktadır. Bağışlar bireysel olduğu gibi, kurumsal da olabilir. Kurumsal bağışlar için sponsor yani destekçi aranır. Öncelikle geliştirilen Proje, konu ile ilgilenen, sosyal sorumluluk duygusu güçlü, özel sektör kuruluşlarına anlatılır ve onlardan bu faaliyete destek olmaları istenir…
 
Bireysel bağışları ise konuya duyarlı kişi ve kuruluşlar yaparlar. Her bağışçımıza sahibi olduğumuz Umut Ormanları’ndan bir ağaç sertifikası vermekteyiz. Geçtiğimiz yıl 700 tane yeni bağışçımız oldu…
 
Ben her şeyi anlattım sanıyorum ama sizler annelerinize babalarınıza Vakfımızı anlatmak ve seyrettiğiniz filmleri, karikatürleri ailenizle paylaşmak isterseniz, Umut Vakfı hakkında detaylı bilgiyi İnternet sitemiz olan www.umut.org.tr’de bulabilirsiniz… Her hafta güncellenen sitemizde tüm çalışmalarımız yer almaktadır. Bu güne kadar 177.800 kişinin ziyaret ettiği sayfalarımız, her hafta 10.000 kişiye elektronik ortamda da gönderilmektedir. Bugüne kadar sitemizde 16.315 kişi “Bireysel Silahlanmaya Hayır” demek için imza vermiştir…Çocuklar, sizden de Umut Vakfı web sitesine girip “Bireysel Silahlanmaya Hayır” demenizi istiyorum…
 
Umut Vakfı’nın bugüne kadar yaptığı faaliyetlere kısaca bakacak olursak; 2005 yılı sonu itibari ile
 
148.000 KM. YOL YAPTIK
 
52 TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRDİK.
 
1 ÖDÜLLÜ YARIŞMA DÜZENLEDİK.
 
5 DEFA SESSİZ AYAKKABILAR YÜRÜDÜ.
 
4 KAMPANYA DÜZENLEDİK.
 
257.370 KİŞİ ETKİNLİKLERİMİZE KATILDI.
 
8 ADEDİ KİTAP OLMAK ÜZERE 13 YAYIN.
 
177.800 KİŞİ WEB SİTEMİZİ ZİYARET ETTİ.
 
20.500 KİTAP BAĞIŞI YAPTIK.
 
22.800 FİDAN UMUT ORMANLARINA DİKİLDİ.
 
31 ADET PLAKET, ÖDÜL VE ONUR BELGESİ ALDIK.
 
YAKLAŞIK 1,66 MİLYON YTL’LİK KATMA DEĞER ÜRETTİK.
 
66 EĞİTİM VERDİK.
 
2.100 KİŞİ EĞİTTİK
 
TÜRKİYE’DE 15 İLDE, YURTDIŞINDA 7 ÜLKEDE, TOPLAM 118 FAALİYET GERÇEKLEŞTİRDİK.
 
MEDYADA ÇALIŞMALARIMIZ YAKLAŞIK 1.500 KEZ YER ALDI.
 
Sevgili çocuklar, sizlerle tanışmak çok keyifliydi benim için… Ayrılmadan önce sizden son bir ricam olacak, lütfen gerek şimdi gerekse büyüyünce hukukun üstünlüğüne olan inancınızı asla yitirmeyin. Arkadaşlarınızla, dostlarınızla, ailenizle, iş ortamınızda hep uzlaşmacı olmaya gayret edin. Karşılaştığınız sorunları hep barışçıl yollarla çözmeye çalışın; toplumsal Barış için elinizden geleni yapın. Olur mu, canlarım benim?
 
Konuşmama burada son vermeden önce Fevziye Mektepleri Vakfı Ayazağa Işık ilköğretim Okulu sayın yöneticilerine, tüm öğretmenlerine ve siz öğrencilerine beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. İnanıyorum ki, hepimizin umut ettiği bir dünyaya biraz daha yaklaşmış bulunuyoruz… Bunun için de emeklerimizi ve yüreğimizi esirgemeyelim…
 
Sevgili yavrularım, hepinizi bağrıma basıyor ve Umut dolu yarınlara diyorum…