Umay Aktaş SALMAN
Bir aile 16 yaşındaki kızlarını evlendirmek için mahkemeye başvurdu. Talebi reddeden hâkim devletin çocuğun eğitimiyle ilgilenmesini istedi
17 yaşını henüz doldurmamış kızlarının bir akrabaları ile evlenmesine izin verilmesi için mahkemeye başvuran ailenin talebine ‘kadın hakları konusunda verdiği kararlarla’ dikkat çeken hâkim Eray Karınca’dan yanıt geldi: “Aile erken yaşta evliliklere karşı bilinçlendirilsin. Evlendirilmek istenen kız ve beş kardeşinin okuması için de ilgili kurumlara yazı yazılsın”
M.Ş. ve E.Ş., 1993 doğumlu kızları F. Ş.’yi bir akrabalarıyla nişanladıklarını, gençlerin evlenmek için acele ettiklerini öne sürerek, evlenmesine izin verilmesi için 8 Temmuz 2009’da Ankara 8. Aile Mahkemesi’ne başvurdu. 26 Ekim 2009’da sonuçlanan davada hâkim Eray Karınca, Türk Medeni Kanunu’na göre ‘olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verilebileceğini’ belirtti. Hâkim Karınca F.Ş.’nin 17 yaşını doldurmadığını, ailenin ‘evlenmek için acele ediyorlar’ nedeninin olağanüstü bir durum olmadığını belirterek davanın reddine karar verdi.
‘Ekonomik nedenle mi?’
Hâkim Karınca ailenin altı çocuklu bir aile olması, ekonomik ve sosyal açıdan güçsüz olması nedeniye kızlarını erken evlendirmek istemiş olabileceklerini de hesaba katarak aile ve çocuklar hakkında eğitici ve sosyal önlemler de istedi. Kararda şöyle denildi: “... ailenin ekonomik ve sosyal anlamda desteklenip güçlendirilmesi ve küçük yaşta evliliğin yaratabileceği sorunlara ilişkin olarak bilinçlendirilmesi, F.Ş. dahil kardeşlerinin okumaya yönlendirilebilmesi için resen Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü ve Belediye Başkanlığı’na yazılar yazılmasının aile mahkemelerinin kuruluş amacına uygun olacaktır...”
Karınca gibi hak savunucusu
Küçük yaşta evliliklere karşı alınan bu örnek karar hâkim Karınca’nın aldığı tek örnek karar değil. Karınca bugüne kadar kadın haklarının lehine ve aile içi şiddetle mücadelede pek çok önemli karara imza attı. Hâkim Karınca’nın bazı kararları şöyle:
* Kocasından ve ailesinden şiddet gördüğünü belirten kadının açtığı boşanma davasında kadına nafaka ve tazminat verilmesine karar verdi.
* Eşini eve kapatıp, sadece ev işleri yapmasını bekleyen kocanın eşine ‘sosyal şiddet’ uyguladığına hükmetti ve 30 bin TL tazminat cezası verdi.
* Bir kadının maaşına el koyup çay parası dahi vermeyen, kırılan bir çay bardağının bile hesabını soran kocası aleyhine açtığı davada ‘ ekonomik şiddet’ gördüğü gerekçesiyle boşanma kararı verdi. Kocanın 2 bin 500 TL tazminat ödemesine hükmetti.
* N.Y. adlı kadın, kocasının kendisine sözlü ve fiili olarak şiddet uyguladığını ve hakaret ettiğini, kişisel temizliğine dikkat etmediğini belirterek mahkemeye başvurdu. Başvuruyu değerlendiren Karınca, kocaya altı ay uzaklaştırma verdi. Ayrıca her bir çocuk için aylık 150’şer TL nafaka ödemesine, ruh sağlığı konusunda tedavi olmasına, ev içinde sigara içmemesine, diş ve beden temizliğine özen göstermesine karar verdi.
(radikal.com.tr, 29 Ocak 2010)
Özellikle "namus adına işlenen cinayet"lere ilişkin "iyi" örnek teşkil etmeyen uygulamalar da devam ediyor. Sabah Gazetesi'nde Özgür Cebe ve Fatih Ulaş imzasıyla yayınlanan şu habere dikkat çekelim:
Biri tuttu, biri boğdu tahrik indirimi geldi
Özgür CEBE
Gülseren töre cinayetine kurban gitti. Mahkeme baba ve oğula "tahrik" indirimi yaptı. Oğul serbest kaldı. Baba ise 6 yıl yatacak
Her şey Diyarbakırlı 18 yaşındaki Gülseren Tanrıkut'un, üvey kardeşinin tecavüzüne uğramasıyla başladı. Olay ortaya çıkınca, genç kız başka biriyle evlendirildi. Ancak bakire çıkmadığı için, imam nikahlı eşinden sürekli dayak yedi. Dayanamadı; baba evine dönüp, sekreterlik yapmaya başladı. Bu kez de "dul kadın" damgası yakasına yapıştı. Komşuları, "Eve geç geliyor. Askılı elbise giyiyor" diye dedikodu çıkardı. Sonunda, "aile namusuna leke sürdüğü" gerekçesiyle Gülseren'in ölüm fermanı imzalandı.
Babası boğdu
Gülseren, 6 yıl önce bir gece infaz edildi. 15 yaşındaki Mehmet çırpınmasın diye ayaklarından tutarken, babası Hasan Tanrıkut elektrikli ısıtıcının kablosuyla boğdu Gülseren'i. 12 yaşındaki İdris de olanı biteni seyretti. Hasan Tanrıkut, tanınmaması için kızının yüzüne naylon poşet eritip damlattı. Sonra cesedi şeker çuvalına koyup, oğullarına "Atın" emrini verdi. İki kardeş, ablalarını 50 metre uzaklıktaki okulun duvarının dibine bıraktı. Gülseren'i, 1 hafta sonra annesi teşhis etti morgda. Töre cinayetini, 12 yaşındaki İdris'in ifadesi ortaya çıkardı. Ama bu ifade, İdris'in yaşı küçük olduğu için resmi tutanaklara geçmedi. 15 yaşındaki Mehmet, suçu üstlenmeye çalıştı. Ablasını uyardığını, "Sen de başıma erkek mi kesildin?" cevabını aldığını savundu. Sonra da İdris ifadesini değiştirdi. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise, eski TCK'ya göre "kasten adam öldürmek" yargılanan baba Hasan ve oğlu Mehmet'i önce müebbet hapis cezasına çarptırdı. Ardından babanın cezasını iyi halden 30 yıla, Mehmet'in cezasını da yaşı küçük olduğu için 15 yıla indirdi. Anne Hatice ve diğer kardeş İdris beraat etti. Yargıtay ise, yeni TCK'nın sanıkların lehine olması nedeniyle kararı bozdu. Ayrıca tahrik indirimi yapılmasını istedi.
İyi hal indirimi
Davayı ikinci kez görüşen mahkeme, oy çokluğuyla verdiği kararda, baba ile oğlunu TCK'nın 82/1-d maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Ardından, "cinayetin haksız tahrik altında işlendiği" gerekçesiyle cezaları 24 yıla indirdi. Sonra "iyi hal" indirimi geldi; babanın cezası 20 yıla, oğlununki de 6 yıl 8 aya düştü. Mehmet, tutuklu kaldığı süre cezasını karşıladığı için tahliye edildi. Babanın cezaevinde kalacağı süre ise 6 yıla indi. Olay "tipik bir töre cinayeti" diye nitelendi ve Gülseren'in kapalı toplum ve tutucu aile çevresi içinde ailesini küçük düşürecek şekilde yaşamaya devam etmesi, kardeşini 'Başıma erkek mi kesildin?' diye terslemesi "haksız tahrik" sayıldı. Dosyayı 10 Aralık'ta ele alan Yargıtay 1. Ceza Dairesi de, kararı oy çokluğuyla onadı. Ancak Başkan Mehmet Yalçın, karara, babanın delil yetersizliği nedeniyle beraat etmesi gerektiği yönünde şerh koydurdu. Başkan ayrıca, Gülseren'in "kötü yola düştüğü" yönünde yeterli delil bulunmadığını ve Mehmet'e tahrik indirimi uygulanmaması gerektiği yönünde muhalefet şerhi koydu.
Hukukçular: Haksız tahrik indirimi yapılmamalıydı
Fatih ULAŞ
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer: Babanın hoşuna gitmeyen tarzda giyinmek, kardeşe sert sözler söylemek, eve geç gelmek hukuka aykırı değildir. Haksız tahrik indirimi söz konusu olmaz. Çocuklarını öldürerek "terbiye etmek" isteyenlere cesaret verilmemelidir.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Donay: TCK'ya 2005 yılında getirilen 82'inci maddeye göre, bir cinayet "töre saikiyle" işlenmişse, cezası "ağırlaştırılmış müebbet"tir. Bu kararda "töre" kabul ediliyor ama "haksız tahrik" uygulanıyor.
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Aktivisti Avukat Meral Danış Beştaş: Töre gerekçesi olduğu halde töre saikiyle insan öldürme cezası verilmemiş, açıkça failler korunmuştur.
Kadın Merkezi (KAMER) Başkanı Nebahat Akkoç: TCK'nın değiştirilmesinden sonraki süreçte birtakım namus cinayetlerinin gerektiği gibi cezalandırılmayacağını tahmin etmiştik. Zihniyet değişikliği sağlanmamışsa, yasalar da yoruma açıksa böyle sonuçlar devam edecektir.
(sabah.com.tr, 02 Şubat 2010)